Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Track McGrady~

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tracy McGrady
Aritmansi Profesörü
Aritmansi Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 13
Ruh Hali :
Nereden : Hogwarts:)

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Track McGrady~   C.tesi Ağus. 15, 2009 5:32 am

İstenen Mevki:Aritmansi Prof.

Bir kum tanesiydim, pınarın şelaleye dönüştüğü yere doğru yavaşça sürükleniyordum. Pınarın serin suları, dışarıdaki korku ve gizden arınmamı sağlıyordu. Hayat için en büyük derslerden biriydi bu aslında. Hayat da bir pınardan ibaretti. Biz de küçük kum tanecikleri. Hayat bizi nereye sürüklerse, kaderimize boyun eğip gitmek zorundaydık. Keşke hakimiyetim elimde olsaydı. Sürüklenmeye devam ediyordum ki, dışarıdan gelen bir ses duydum:

-Hey, Garnet. Ne yapıyorsun.


Bir dakika, bu işte bir terslik vardı. Ben sadece bir kum tanesi değil miydim. Kulaklarım olamazdı, değil mi? O zaman nasıl duyuyordum? Olmayan gözlerimle sesin geldiği yöne bakmaya başladım. Önce, gördüğüm şey bir gölgeden ibaretti. Fakat sonra, bunun şeffaf bir örtü gibi kanatları olan bir Cornivarius olduğunu anladım. Fakat, o erkekti ve duyduğu ses ondan çıkmayacak kadar tizdi. Ardından, hemen arkasından ona doğru yürüyen, müthiş güzellikte bir Cornivarius gördüm. Seslenen kişi buydu. Yavaşça geldi, ve Garnet denen Cornivarius'un yanına oturdu. Ardından o tiz sesi tekrar duydum. Tabii ki olmayan kulaklarımla...

-Garnet, sorun nedir? Çok sessiz görünüyosun.

Garnet'ın daldığı düşüncelerden uyanıp kafasını yanındaki kadına çevirdiğini gördüm. Ardından kendisinden beklemediğim, soğuk ve derinden gelen, sakin bir ses tonuyla konuştu:

"Sanırım" diye başladı cümlesine. Bir kaç saniye durakladıktan sonra kaldığı yerden devam etti:

"Sanırım, artık içimi birilerine dökmemin vakti geldi."

Tam bu sırada aniden kendimi yoklukta hissettim. Soğuk su, heryerimi uyuşturmuştu. Gerçi ben bir milimetre karenin yüzde birinden oluşan bir kum tanesiydim ve "Her yer" kelimesi anlamsızdı. Fakat sonradan olanları anladım. Şelaleden aşağıya sürükleniyordum. Suyun sesi beni sağır ediyordu. Düşündüğümden daha uzun süre bu şekilde devam ettim. Bunun sebebi şelalenin yüzeyinde olmamamdı. Şelalenin olduğu uçurumun kenarına sürükleniyordum ve bu beni yavaşlatıyordu. Yavaş yavaş ve acı bir ölüm...

Yaklaşık on dakika sonra kendimi aşağıda bulmuştum. Kendimi toparladıktan sonra Cornivariusları hatırladım ve hemen gözümü onların olduğu bölgeye çevirdim. Konuşmaları bitmiş olmalıydı. Kadının ağzı açık kalmış, yüzündeki dehşetin daha iyi yorumlanmasını sağlıyordu. Garnet ise hala sakindi. Fakat bu uzun sürmedi. Yüzünde aniden bir tebessüm belirdi. Zafer kazanmış gibi bir hali vardı. Bir kaç saniyede bu tebessüm kocaman bir gülümseme olmuş, kulaklarına varıyordu. Keskin dişlerini gururla sergiledi, ve gecenin tüm gizini, sakinliğini, cansızlığını, adeta bir kahkahayla dağıttı. Bu beni sağır eden kahkahanın yanı sıra, aniden nefes alamadığımı fark ettim. Bir şeyler ters gidiyordu. Ne akciğerlerim, ne solungaçlarım vardı. Zaten nefes alabilmem mantıksızdı, fakat şu anda boğuluyor olduğuma emindim. İşte o zaman kendime sorular sormaya başladım. Ne oluyordu? Nasıl görüyor, nasıl duyuyor, nasıl hissedebiliyordum? Nefes alabilmem veya alamadığım için boğulmam mümkün müydü? Neden bu kadar zor olmak zorundaydı? Ölüm neden bu kadar zor olmak zorundaydı?

Mark, çığlık atarak uyandı. Önce vücudunu yokladı, ardından rahat bir nefes aldı. Dehşet verici bir rüya görmüştü. Yatağında oturur hale geldi ve düşünmeye başladı. Çok sevdiği arkdaşlarından birini kaybetmişti. Üstelik bunun sebebini de biliyordu. Allen denen lanet bir Ölümyiyen. Karanlık Lord, onu bir şekilde adamlarının başına almıştı. Mark'ın grubunun yaptığı bir baskında çatışma çıkmıştı, ve adamlarından biri, kendi çok sevdiği arkadaşı James'i öldürmüştü. Ama kan yerde kalmayacaktı. Bunun için yemin etmişti. O ölümyiyen bozuntusu ahmak herifin burnundan getirecekti. Sessizce yatağından kalktı. Henüz Güneş görünmemişti ve hava karanlıktı. Yürüyerek odadan çıktı ve mermer koridora girdi. Duvarlara bakarak sessizce yürüdü ve kapıdaki nöbetçilerin yanına vardı. Bitkin nöbetçiler, onu gördükleri anda toparlandılar. Masadaki boş içki şişeleri, Mark'ın gözünden kaçmamıştı. Onlara döndü ve konuştu:

"Gidip diğer çocuklara haber verin. Çağırdığımı söyleyin. Sizde gidip biraz dinlenin."

Onlar, diğerlerini uyandırmaya giderken, o da yan taraftaki sandalyelerden birine oturdu. Güneş, daha kafasını dağların ardından çıkarmamıştı. Fakat aydınlığı görülebiliyordu. Ormanın içinden bitki kokuları, değişik hayvan sesleri geliyordu. Şafakta iki iri kuş uçuyor, ardından meşe ve çam ağaçlarının arasına dalıyordu. Her zaman doğayı dinlendirici bulurdu. Muggle'ların ürettiği saçma sapan elektironik masaj aletleriyle uzaktan yakından alakası yoktu. Bu daha farklıydı. Daha güzeldi, daha serindi, daha rahatlatıcı... Düşüncelerinden sıyrılıp, yaşadığı hayatına yeniden dönmesini sağlayan, nöbet için gelen yeni yoldaşlık üyeleri olmuştu. Üç üyeden en önde duran diğerlerine göre biraz kısa boylu, kısa kızıl rengi saçları ile işini ciddiye alıyor gibi gözüken biriydi.

Adı "Edam" dı. Onun sağında ve biraz gerisinde duran, ondan biraz daha uzun boylu olan, siyah, dalgalı saçları, yeşil gözleri ile Victor'dı. O da az önce Mark'ın yaptığı gibi ormanı seyrediyordu. Mark'ın ona baktığını görünce, o da yeşil gözlerini Mark'a çevirdi. En son üye de esmer, teni kadar siyah saçlarını omuz hizasına kadar uzatmış olan, genç görünümlü biriydi. Mark, onu da diğerleri gibi hatırlıyordu. Adı Joe'ydu. Edam konuştu.

"Efendim; bir çatışma-"

"Ahh lütfen." diyerek araya girdi Mark. Ardından devam etti:

"Bana lütfen Mark de. Hepiniz bana bu şekilde hitap edin. Ben sizin komutanınız değilim. Bizler arkadaşız. Sadece sizlerden daha tecrübeliyim. Ama ben, benim kadar iyi olacağınıza eminim. Şimdi cümlene devam et."

Edam, biraz tedirgin ve kararsız bir şekilde, Mark'ın adını söyledi:

"Mark; bize bir çatışma olacağını söylemiştin. Bunu açabilir misin?"

Mark, bir kaç saniye düşündükten sonra cevap verdi:

"Ahh tabii ki de. Geçen gün olanları hatırlıyorsunuz değil mi? Son çatışmamızı. Allen ve adamlarının izlerini kaybetmedik. Bu gün tekrar baskın yapmayı düşünüyorum. Yanlız bir sorun var. Çok az kişiyiz. Onları yenmemiz neredeyse imkansız.-"

"Size yardım edebiliriz."

Hepsi aynı anda döndü ve ormanın olduğu yöne baktı. İki kişi durmuş, onları izliyordu. Sağda duran kişi muazzam güzellikteki bir bayandı. Rahatlıkla dünyanın en güzel insanı denebilirdi. İnci gibi bir tene sahipti. Ve adeta inci gibi parlıyordu. Ve onun yanındaki kişiyse bir erkekti. Gerçekten güçlü gözüküyordu. Onun da teni inci gibi parlıyordu. Mark, bu iki kişiyi dikkatle süzdü. Nedense bu kişiler, ona hiç de yabancı gelmemişti. Sol taraftaki adam, tekrar konuştu.

"Bizde ölüm yiyenleri sevmeyiz. Buralarda bir ZAY topluluğu olduğunu duyduk. İki kişiyiz ama hayal bile edemeyeceğiniz kadar yardım edebiliriz. Ama planımızı dikkate almalısınız."

Mark ve yanındakiler, şaşkınlıkla yardım etmek isteyen insanları dinledi. Ardından Mark ayağı kalktı, ve onların yanına gitti. Yeterince yaklaştıktan sonra onları tekrar süzdü. Gerçekten çok güzellerdi. Fakat garip yanları vardı. Asaları yoktu. Mark, yeryüzünde asasız bile çok güçlü olan iki yaratık biliyordu. Bunlardan biri kendisi gibi iblis olanlardı. Eğer bir iblislerse Mark onları tanıyor olabilirdi. Bu kulağa mantıklı geliyordu. Arkasını döndü, ve yürürken konuşmaya başladı:

"Tabii ki bize katıla-"

Aniden hayat durdu. Artık saatin saniyesinin sesi duyulmuyordu. Evet evet, kesinlikle hayat durmuş olmalıydı. Mark'ın gözleri büyümüştü. Bir şok nidası atmamak için kendini zor tutuyordu. Şimdi her şeyi anlamıştı. Şimdi onları nereden tanıdığını hatırlıyordu. Onların ne olduğunu biliyordu. Ve onları tanıyordu. Bundan emindi. Onları görmüştü.

"Efe- Mark iyi misin?"

Kulağına gelen bu sözcüklerle beraber Mark'ın da aklına bir fikir gelmişti. Bir taşla iki kuş ha. Kafasını kaldırdı. Yüzünde anlaşılması zor bir tebessüm vardı. Edam'a cevap verdi:

"İyiyim dostum. Yalnız bu operasyona sizin de gelmeniz uygun olmaz."

Az önce Mark'ın yaşadığı şoku, şimdi arkadaşları yaşıyordu. Joe biraz da sinirli bir tavırla konuştu:

"Ama, ama neden? Biz neden-"

"Ahh bunun basit bir cevabı var." dedi Mark,gayet rahat bir ses tonuyla. Çok soğukkanlıydı. Sözlerine devam etti:

"Arkadaşlarınız şu anda Baraka'da uyuyor. Eğer hepimiz gidersek burası savunmasız kalır. Ve Allen, buraya saldırır."

Edam, Victor ve Joe, aynı anda kafasıyla Mark'ı onayladı. Mark, misafirlerine döndü ve yanlarına doğru ilerlerken konuştu:

"Tamam, planınız nedir?"


En son Tracy McGrady tarafından C.tesi Ağus. 15, 2009 5:33 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tracy McGrady
Aritmansi Profesörü
Aritmansi Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 13
Ruh Hali :
Nereden : Hogwarts:)

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Track McGrady~   C.tesi Ağus. 15, 2009 5:32 am

Ormanın içinde yürüyen üç kişi... ama bir gariplik olduğu beliydi. Birincisi, bunlardan ikisi arasıra üçüncüsü yetişebilsin diye duraklıyordu. Yürüdükleri halde diğerinden daha hızlıydılar. Lunaparka gideceği için yerinde duramayan iki çocuğu ve bunu istemsizce karşılayan, parayı savurmak olarak gören ebeveynini andırıyorlardı. İkinci fark, mevsimlerden yaz olmasına rağmen yürüyenlerden ikisinin pelerin giymesiydi. Bu sıcakta neden pelerin giyinilirdi ki. Ayrıca ormanda geziyorlardı ve pelerin bir yere takılabilirdi. Ve üçüncü ve en garip olay ise, ormanda üç kişi yürümesine rağmen hiç ayak sesi duyulmamasıydı.

En sonunda ormanda ilerleyen üç gölge durdu. Ardından misafirlerden erkek olanının sesi duyuldu:


"Evet, işte başlıyoruz."

Gölgelerden Bayan olanı çok hızlı bir şekilde ilerledi. Ormanın içinde bulunan iki katlı bir evin önüne geldi. Evin kapısının önünde iki nöbetçi bekliyordu. Muazzam güzellikteki bayanı görünce konuştular:

"Heyy güzel bayan. Biraz bizimle takılmaya ne dersin?"

Kadın cevap verdi:

"Ahh tabii ki yakışıklı."

Ardından onlara yaklaştı. Yavaş yavaş ilerledi. Gitti, gitt, ve gitti... En sonunda adamların olduğu yere vardı. O onlarla konuşurken, Mark'ın yanındaki adam da konuştu:

"Şimdi sıra bizde. O onları oyalarken içeri gireceğiz. Kimse fark etmeyecek. Böylece Allen da kaçma fırsatı bulamayacak."

Mark, kafasıyla onayladı, ardından sessiz ve hızlı adımlarla nöbetçilere çaktırmadan eve girdiler. Karşılarına çıkan koridorda yürüdüler. Koridorun bitimine gelince, aynı anda Mark sağa, diğer adam sola döndü. Mark karşısına çıkan adama doğru elini kaldırdı ve çok kısık sesle fısıldarken elini döndürdü:

"Sersemlet."

Adam sessizce yer yığıldı. Mark, arkadaşına dönünce, onun da düşmanını halletmiş olduğunu gördü. Gülümsedi, ve onu takip etti. Başka bir koridora girdiler. Karşılarına yine iki ÖlümYiyen çıktı. Mark, ikisini de Sersemletti. Ardından ikisi de durup kulak kesildi. Arkadan gelen hızlı ayak sesleri duydu. Mark'ın arkadaşı, bir kaç saniye daha dinledikten sonra rahat bir nefes aldı. Bir açıklama bekleyen Mark'a döndü ve konuştu:

"Victoria, yanımdaki kız."

Mark, gevşedi ve rahatça nefesini bıraktı. Kız onlara yetişti. Üçü beraber yürümeye devam ettiler. Tozlu duvarların üstünde duran bir kaç portre göze çarpıyordu. Burası Allen'ın evi olmalıydı. Kapının önüne geldiler. Üçü de durdu. Mark, kapıya hamle yapıyordu ki yanındaki adam onu durdurdu. Ardından öfkeli bir ses tonuyla konuştu. Daha çok hırslandırıyor gibiydi:

"Hayır. O, o senin en yakın arkadaşlarından James'i öldürdü. Ve daha kim bilir kimleri halletmiştir. Azkaban onun için çok hafif kalmaz mı? Onu öldürmemiz gerekmez mi?"

Mark, sinirli bir yüz ifadesiyle ve ses tonuyla konuştu:

"Evet, onu buna pişman edeceğim."

"Dur!"

Mark, ikisine de fark ettirmeden gülümsedi. Bu tepkiyi bekliyordu. Ardından tekrar sinirli haline büründü ve yanındaki adama dönerek konuştu:

"Ne oldu?"

Adam, Mark'ın gözlerine direk bakmaktan kaçarcasına ona arkasını döndü ve konuştu:

"Planıma sadık kalacağını söylemiştin. Lütfen onu benim öldürmeme izin ver. Hem böylece sen de elini kana bulamamış olursun."

"Ve böylece sen de mideni kanla doldurmuş olursun." diye fısıldadı Mark sessizce.

"Efendim?" diye sordu Mark'ın arkadaşı. Mark, kafasını kaldırdı ve yüzüne bakarak konuştu:

"Peki."

Yaratık, zafer kazanmış gibi gülümsedi. Ardından Mark'a dönerek konuştu:

"Teşekkür ederim. Burada kalın."

Ardından odaya daldı. Kapının önünde bir tek o kadın ve Mark kalmıştı şimdi. Kadın konuştu:

"Biz de bu sırada bir şeyler içelim mi?"

Kaşlarını çattı, ve konuştu. Sert ve soğuk sesinde olmasa da, sözlerinde imalı bir tavır vardı:

"Kan gibi mi? Şimdiden söyleyeyim, benim bir damla kanım, seni öldürür!"Kadının gözleri şaşkınlık ve çaresizlikle büyüyordu. Mark'ın avucunun içinde sıkışıp kalmıştı. Elini kaldırdı, ve büyülü sözlerin ağzından bir fısıltı şeklinde çıkmasına izin verdi:

"Petrificus Totalus!"

Kadın mermer bir heykel gibi dondu ve hızla yere çarptı. Mark hemen içeri daldı. Beklediği gibi olmuştu. Yaratık kanatlarını saklama gereği bile duymamıştı.Yüzü Allen'a dönüktü. Mark'ı görünce aniden ona döndü. Çehresindeki şok belirtisiyle kırılmış kapıya yöneldi. Fakat çok geçti. Aynı anda Mark kapıya elini doğrulttu ve konuştu:

"Expecto patronum."

Kapıda gümüşi renkte bir kurt belirdi ve Cornivarius'un geçmesine izin vermedi. Cornivarius şok olmuş bir şekilde İblislere döndü. Mark zafer kazanmış gibi Allen'a seslendi:

"Hmm pelerinin seni yeteri kadar koruyamıyor, değil mi Garnet?"

Ardından sabahki rüyasını hatırladı. Şelaleden düşerken yapılan dehşet içerikli sohbeti biliyordu. Bunu belli belirsiz duymuştu ve boş yerleri de tamamlayabilirdi. Rüyasındaki sohbeti sesli bir şekilde anlatmaya başladı:

"Bir zamanlar Victoria, Koloni ile gezerken, bir grup iblise rastladık. Çok güçlülerdi. Sayıları bizden fazlaydı. Ve başlarında Allen denen bir iblis vardı. Çok büyük bir savaş yaşanmıştı. Kolonimdeki 10 kişi ile onun 22 adamı çarpıştı. Kazanmamıza imkan yoktu. Geri çekilmeye çalıştıysak da olmadı. Sadece ben kurtulabildim. Ama her zaman o Allen denen canavardan intikam almak için fırsat kolladım. En sonunda benim gibi ondan intikam almak isteyen bir iblisin izini buldum. Aynı ırktan olsalar da aralarında bir düşmanlık var. Ve en kısa zaman içinde Mark denen iblisin Allen'dan intikam alacağını biliyorum. Bir planım var. Irkımızı belli etmeden Mark'ın yanına gidip ona yardım edebileceğimiz söyleyeceğiz. Sonra beraber Allen'ı yakalayacağız. Ardından ben Allen'a saldıracağım. Sen de Mark'a saldıracaksın. Böylece Allen'dan intikamımı almış olacağım."

Garnet, hala yüzündeki şok ifadesini gizlemeksizin Mark'a bakıyordu. Mark, elini kaldırdı, ve konuştu:

"Yolun sonuna geldin Garnet, kendi kazdığın kuyuya kendin düştün. Yardımların için de sağol ve..."

Bir kaç saniye bekledi, ve odadakilerin göğüslerinin inip kalkma seslerini dinledi. Ardından son sözlerini söyledi:

"Elveda. Aveda Kedavra!"

Cornivarous, yere yığılırken yüzlerde kalan tebessümler görülmeye değerdi.

İhanet, gölgeler arasına sinmiş bir aslandır. Avını bekler sessiz, fark ettirmeden. Bir ceylan Güneş'ten bunalır da bir ağacın gölgesine sinerse, işte o zaman kendini gösterir yırtıcı aslan. Ama şu da vardır ki, gölge karanlıktır, o ağacın gölgesine kim girmiştir, her zaman görülmez. Bazen gölgede dinlenen ceylan değil, en yırtıcısından bir canavar olur. Ama aslan yine ceylan sanar, saldırır canavara. Ve kendi hayatını, kurduğu yanlış tuzakla kendi sonlandırır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amelia N. Ramanicol
İksir Profesörü ~ Ravenclaw Bina Sorumlusu ~ Müdüre
İksir Profesörü ~ Ravenclaw  Bina Sorumlusu ~ Müdüre
avatar

Mesaj Sayısı : 1125
Ruh Hali :
Nereden : Buradan(:

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Track McGrady~   C.tesi Ağus. 15, 2009 5:40 am

kabul edildiniz. rütbenizi veriyorum(:

_________________
When the beautiful unreality holds out its hand,
It's better not to lose yourself in blind faith...


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://evapsie.yetkin-forum.com
 
Track McGrady~
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Seçim Alanı~ :: Meslek Alımları :: ♣ Profesör Alımları-
Buraya geçin: